17 Haz 2014

Aylık 300 bin Nap kazanın


1.000 nap 1 lira 

Arkadaşlar napolyondan müthiş bir fırsat, aylık 300.000 napa kadar puan kazanma şansı veriyorlar tam bir yıl sürecek bir kampanya arkadaşlar.  Herkes o kadar kazanacak diye bir şey yok ama mailini ne kadar çok kontrol ettiğine bakıyorlar. Kampanyalar müthiş 50.000 nap bir kerede kazanma şansı olsan yarışmalar, daha çeşitli ödüller var arkadaşlar bu kampanya evinize aylın 1000lerce lira ek gelir sağlamanızı sağlayabilir. Bence üye olun herhangi bir ücret istemiyorlar. Sadece üye olun mailinize gelen anketleri yarışmaları bitirin naplar size kazanç olarak kazanın. 




Napolyon ödeme kanıtı


12 Haz 2014

Vuslat 4.bölüm Cehennem Gibi Bir Hayat

Şiddetli bir nehrin akıntısına kapılmış gibi, zamanın akıntısına kapılıp sürüklenmeye başlamıştım. Zaman bozuk bir musluktan, akan su gibi durmak bilmeden, benden haftaları, ayları hatta yılları almaya başlamıştı. 16 yaşıma girmiştim. Günlerim ev işlerini yapara, dedem ve anneannemin öğrettiği, ev hanımlığı ile geçiyordu. İşim olmadığı zamanlar da, odama kapanıyor, düşüncelere dalıyor, kimi zaman ağlıyordum. Günler sanki müebbet yemiş bir suçlu gibi, esaret içinde geçiyor sanıyordum.  Annem dedemleri Antalya’ya davet etmişlerdi, dedemler olumlu karşıladılar. Bu benimde gideceğim anlamına gidiyordu. Biraz olsun içimde gizlenen karanlığın, ışıklarla yok olacağını düşünüyordum. Ayrıca denizi, çok sevmem ve ona olan tutkum farklıydı. Biraz olsun rahatlamıştım, azda olsa içimdeki sıkıntılar geçmişti sanırım.

Yolculuk günü gelip çatmıştı. İçimde heyecan, sevinç ve hüzün gibi duyguların, karıştığı bir durumdaydım. Annemi göreceğim diye içimdeki sevinç çok büyüktü. Nihayet yola çıkmıştık, bu yolculuk benim içimdeki çaresizliği alıp götürüyordu, yolda ilerleyişimiz içimdeki dertleri arkamda bırakıp, onlardan uzaklaştığımı düşünmeme yol açıyordu. Evde kapalı kalmam yüzünden bu yolculuk benim için özgürlük gibiydi. Antalya çok güzel bir şehirdi. Her yeri faklı güzelliklerle dolu bir cennet gibi gelmişti bana, annemle üvey babam bizi karşılamıştı.  Ben sadece annemin elini öpmekle yetinmiştim, üvey babam daha çok ilgileniyordu benimle. Annemin davranışları ve bakışlarını yıllar bile ısıtamamıştı sanki, aynı soğuk davranışlar ve bakışlara maruz kalmıştım.  Antalya da günler su gibi geçiyordu. Özgürlük ve deniz zamanın hızlandırmıştı sanki! Gündüzleri sadece denizle yetinmiyor, gezip dolaşıyorduk. Geceleri ise balkonda oturup sohbet ediyorlardı. Annemin bir dost adında bir köpeği vardı. Onu kucağından indirmiyor, öpüyor, oyunlar oynayıp banyo bile yaptırıyordu. İçimde ki kıskançlığı tahmin bile edemezsiniz. Geri döneceğimiz günün sabahında, balkana çıktım, köpeği görünce dost gel dedim. Tuttum sarıldım neden diye sordum. Annem neden seni öpüp kokluyor, seni bu kadar çok seviyor peki neden beni sevmiyor. bana hiç sarılmadı, hiç öpmedi demiştim. Neden bana da biraz ilgi göstermiyor diye ağlamaya başlamıştım, sesimi duymasınlar diye, yüzümü ellerimi kapatmıştım. Başımı çevirdiğimde annemin, balkon kapısında durduğunu fark ettim. Benim söylediklerimin hepsini duymuştu, ben belki sarılacak diye beklerken,

-          Annem git elini yüzünü yıka, sonrada sofrayı hazırla dedi. Sonra dostu kucağına alıp, öpüp koklamaya başladı.
Yine içimde bir burukluk ile banyoya doğru koştum. Elimi yüzümü yıkadım, sofrayı hazırladım,  kahvaltıdan sonra şehri son defa gezmek için, dışarı çıkmak için hazırlandık annem saçlarını tarıyordu, öyle güzel, ipek gibi saçları vardı.  Tarağa takılan saçlarını atmamı söyledi. Kıyamadım, atamadım toplayıp öpüp oklayıp, cebime koydum.  Önce denize gittik, sonra biraz şehri dolaşıp, akşamüzeri eve geldik. Son hazırlıkları tamamlayıp yola çıkmak için hazırlıklar bitince. Annem beni kenara çekti, artık 16 yaşındasın, evlenecek yaştasın, hayırlı bir kısmet çıkar yuvanı kurarsın dedi. Son nasihatlerini de verip anneanneme döndü. Anneannemi tembihliyordu, artık göze görünen genç kız gözünüz üzerinde olsun, dikkat edin akılı olsun diyerek tembihledi. Otogara vardık ve otobüse bindik. Artık dönüş yolundaydık, yine aynı cehennem hayatına doğru yola çıkmıştık. Aslında yine kaderin hakkımda çok büyük bir karar aldığından. Başıma açacağım en büyük hatalarımdan birine doğru yola çıkıyormuşum meğer…..


 13.06.2014         Mehmet Halis ERDiNÇ       Hikayenin asıl Adresi www.soylerim.com

Vuslat 3. bölüm Okumak Haram


Dedemin ve nenemin hayalime ulaşacağım yoldaki, başarılarımdan dolayı mutlu olduklarını hatta gururlandıklarını gördüğümde, daha çok sevinmiştim. Benim gibi onlarda, işlerin bu şekilde ilerlemesinden mutlu olup, çok sevinmişlerdi. Fakat annem hiç sevinmemişti, duyduğu günün sabahında, bitivermişti dedemlerde.  Onu görünce ne kadar sevinmiştim, öyle çok özlemiştim ki, sarılıp koklamak istiyordum. Ama annem öyle değildi, yüzüme bile bakmadı, direk konuya girmek istercesine, kız kısmı okumaz ne lisesi dedi. Bütün dünyam yıkılmıştı, ne diyebilirdim ki, zaten elimden geldikçe direttim, karşı geldim okuyacağım, hatta hemşire olacağım demiştim. Hayır dedi olmaz dedi ve anneannemle konuşmaya başladı, okumasın sana yardımcı olsun, sen yaşlandın anne dedi, bilmiyorum ne olduğunu ama birden nenem de hemen destekledi onu. Artık nenem de benim okumamı değil, ev işlerinde ona yardımcı olmamı istiyordu. Ne yapabilirim ki büyüklerim karşı çıkmaya başlamıştı. Tek umudum dedem di, onun beni destekleyeceğini, okula gidip hayalimi gerçekleştirmemi istediğini düşünüyordum.  Annem ben senin okulunla uğraşamam diye diretiyordu. Sanki yıllardır o beni okutuyor gibi, çıkışmaya başlamıştı. Korku artık yüreğimin her yerini kaplıyordu. Ya dedemde anneme hak verirde okuluma gidemezsem diye, bedenim titriyordu, kader yine başkalarına benim hakkımda karar verme yetkisini veriyordu.

Bir süre sonra annem tekrar geldi, dedemle konuşmaya gelmiş yine iki yabancı gibiydik, ne konuştuk nede bakıştık, ben yine yıkılmış bir halde ona bakıyordum. Dedemle konuşmaya başladılar. Kulak misafiri oldum. Annem dedeme, Vuslat evlenecek dedi. hali vakti yerinde biri var dedi, evlendirelim dizini kırıp, evinde otursun diye söylüyordu. Artık korku değil, tamamen yıkılmış, çaresizliğim her damarımdan beynime doğru akıyordu sanki. Henüz 14 yaşındaydım ne evliliği ben okuyacaktım.  Daha evliliğin bile ne olduğunu bilmezken, beni evlendirmeyi düşünüyorlardı. İstemiyordum ve olmaz dedim evlenmek istemiyorum evlenmem asla, annemin karşısına çıkmamı onlarda beklemiyorlardı, fakat bunu saygısızlık olarak algılayan, annem tarafından, şiddete maruz kaldım. Ne kadar direndiysem olmadı, kafasına koymuştu.

Annem – Yarın gelecekler ve sen razı olacaksın dedi.
Dedeme yalvardım,  benim gücüm yetmez dedi. O senin annen, belki de mutlu olacaksın diyerek beni sakinleştirmeye çalıştı. O gece zindan olmuştu bana.  Ertesi sabah üvey babam gelip benimle konuşmak istediğini söyledi.

Üvey babam- bak seni bu işten kurtaracağım. Seninle bir anlaşma yapalım dedi ve devam etti. Bir şartım var ama. Sen görücüler gelince, çık normal şekilde ne gerekiyorsa yap, ben çocuğu tanıyorum, kendisi ile konuşacağım. Sonra seni beğenmediğini söyleyerek, istemeyecekler, annen buna bir çözüm bulamaz. Böylece kurtulmuş olacaksın dedi. Peki şartın ne dedim. Okumayacaksın dedi, iş bittikten sonra okumaya karar verir, anlaşmayı bozarsan, evlenmen için elimden geleni yaparım diyerek beni tehdit etmişti. Bende peki dedim, evlenmez isem bir umudum olabilir. Ama evlenirsem hiçbir umudum  kalmaz dedim kendime. Üvey babamın dediği gibi oldu, benimle anlaşamayacağını söyleyip, istemekten vazgeçtiler. Annem bu olaya, çok fazla sinirlenmiş hatta üvey babamla bir, birlerine bile girmişlerdi.  Olayın böyle bitmesine çok sevinmiştim ama içimde bir burukluk vardı. Annem geldiği gibi geri gitmişti. Biraz da olsa rahatlamıştım. Hemen dedemle konuşmaya gittim. Dede okumak istiyorum diye yalvardım, annem burada yok görmez ne olur okumama izin verim dedim. Olmaz ben yalan söyleyemem, otur evinde namusunu koru, baban yok, anan yok dünyanın bin bir türlü hali var diyerek çıkıştı.


Kabullenmiştim artık elimden hiçbir şey gelmez diye, durumu en yakın arkadaşımla paylaştım. O bana şikayet etmemi hatta, devletin bana sahip çıkacağını söyledi. Onlara da gereken cezayı verirler diye tembihledi. Olmaz dedim, dedemi, annemi nasıl şikayet ederim, ne kadar kötü olsa da annem sonuçta. Hem dedem büyüttü beni, o kadar emek harcadı, bazen benimle ağlayıp, bazen de güldü, bu yapacağım şey hainliktir dedim.  Sonra nasıl yüzlerine bakarım diye içinden geçirmiştim. Bu hayatımda yaptığım ilk hataydı. Başkalarının hayatım hakkında kararlar almasına izin vermiştim. Gerçi yapacak bir şey de yoktu çünkü onlar, benim büyüklerim ve ailemdi. Ama kader bununla yetinmeyip, benim için daha kötü planları vardı. Ben o planların ne olduğunu bilmiyordum. Korku dolu zamanlarla birlikte geçen günler içinde yeni bir haber beni tekrar yaralamıştı…..


12.06.2014           Mehmet Halis ERDiNÇ                         hikayemizin asıl adresi www.soylerim.com

vuslat 2. bölüm Okul Yıllarım

Aslında annemin yada üvey babamın, anlattıkları benim için, pek fazla bir önem taşımıyordu, henüz altı yaşında bir çocuktum, artık babamın olmayacağını bile anlayamamış, mahzun bir çocuk vardı karşılarında. O yaşımda anlayamadığım gibi, hala bir annenin evlatlarından vazgeçmesini anlayamadım. Neyse konumuza devam edelim. Artık annemi senede bir yada iki kez görebiliyordum.  Zaman benim için hem anaya, hem de babaya hasret geçiyordu. Annem beni ayda bir defa ararsa, arardı. Yani bir annenin evladına yapacağı, annelik bu mu?

Babamın adı artık dedemlerin evinde tabu olmuştu, kimse bahsedemez, hatta anamazdı. Benim ağzımdan baba kelimesi çıkınca, kızar ve tekrar bahsetmemem için tembihlerlerdi. 6 yaşıma kadar sadece babamı bir defa gördüm, hayal meyal hatırlayabiliyorum, belki de tam hatırlayamıyor, gençlik yıllarından kalma bir resmi ile hayaller kuruyordum. Geceleri ağlıyor, hep içimdekileri resmine anlatıyordum. Artık okul çağım gelmişti. Dedem beni okula yazdırdı. Hem okula yazılmam dedemin içini biraz olsun, rahatlatmıştı. Okulda edineceğim arkadaşlarım ve öğretmenlerimin, bana anne ve babamın yokluğunu biraz da olsa azaltacağını düşünüyordu. Okula dedemle gider ve geri dönerdik. İlk okul yıllarım biraz hüzün ve biraz sevinçle geçiyordu. Ben çocukluğun verdiği bir tasasızlıkla okula gidip geliyordum, ne annemi, nede babamı unutmadım elbette ama azda olsa, onların yokluğunu okulda çocuklar sormadıkça aklıma getirmemeye çalışıyordum. Okulda olduğumuz bir gün, bir arkadaşım rahatsızlandı, annesini aradılar, annesi geldi ve çocuğuna sarılıp onu teselli etmeye çalışıyordu. Ona bir tanem, canım kızım demesi, beni daha önce bilmediğim bir acıyla sarstı. Ben annemin yokluğunu o gün, tüm bedenimde hissettim. Arkadaşımı ne kadar kıskandığımı bile bilmiyordum. Herkes onların başında, izlerken anne ve kızını, ben sınıfa koşup, kıskançlığım verdiği hüznü gözyaşlarımla boşaltmaya başladım. Sınıfa gelen öğretmenim benim ağladığımı görünce sordu, ne oldu vuslat sana  diye. Tam anlatmak istediğim zaman arkadaşlarımda gelip ağladığımı gördüler.  Arkadaşlarımın meraklı bakışları ve soruları karşısında başımı kollarımın arasında, sıraya koydum. Belki utandım, belki de tıkanmıştım. Çektiğim zorluğu gören öğretmenim, kolumdan tutup, beni müdürün odasına götürdü. Müdürle beraber tatlı bir dille, bana ne olduğunu soruyorlardı. Dökülen gözyaşlarımla beraber dudaklarımdan döküldü, içimdeki isyan. Öğretmenim belki ölürsem, annemde gelip bana sarılır, belki de beni de ağlamamam ve rahat olmam için beni teselli ederdi. Herkesin kardeşi, annesi ve babası var, benim neden yok diye çıkmıştı cümleler dilimden. Bu söylediklerimden başka bir şey  söyleyemedim. Gözyaşlarım beni hızlı bir şekilde terk ediyor, durmak bilmiyorlardı. Öğretmenim, bak kızım hayat seni seviyor dedi. Eğer hayat seni sevmezseydi, ben arkadaşların, deden, olmazdık değil mi diye beni teselli etmeye çalıştı. Öğretmenimden duyduğum bu sözler ve sevgi beni birazda olsa teselli etmiş ve ağlamayı durdurmuştu.

İlk okul yıllarım, sorunlu geçti. Orta okul yıllarımda ise yalnızlığı seçmiş, kendime koyduğum hedefi yakalamak için, çok sıkı bir şekilde çalışıyordum. Ne kimseyle konuşuyor, nede oyunlarına katılıyordum. Bulduğum her fırsatta, derslerime çalışıyor ve hemşire olmak için elimden gelenin, fazlasını yapmaya çalışıyordum. Artık okuyup hemşire olmak benim hayatımın, tek anlamıydı. Kararlıydım olacaktım. Bu kararlılığım sayesinde. Ortaokulun bitiminde Anadolu lisesi sınavını kazanmıştım. Artık bir engelin kalmadığına, sıkı çalışmayla hedefime çok yakın olduğuma inanıyordum. Çok mutluyum artık, hemşirelik kesin diyordum. Tabi ki annemden o darbe gelinceye kadar…


11.06.2014    Mehmet Halis ERDiNÇ                         hikayemizin asıl adresi www.soylerim.com

VUSLAT BAŞLANGIÇ

Bir insan neden gelir bu dünyaya, belli bir hayatı yaşayıp, mutlu olmaya, güzel bir dünya kurmak için mi? Yoksa aileden ve dışarıdaki insanların, yönlendirdiği bir hayat için mi? Ben olması gerekeni değil, insanların kararını verdikleri, bir hayatı yaşadım. Kader bana değil, hep başkalarının hayatım hakkında karar almasına izin vermiş.

Bu hayatın kötü yaşanmasının, en büyük suçlusu annemdir. Babamın da suçu ne kadar büyük olsa da, annemin suçu daha çok. Babam ve annem birbirlerini çok sevmişler. Buluştuklarında, babam annemi bırakmamış. Uzun bir süre ortaya çıkmamışlar. Geri döndüklerinde, dedem yinede olmaz demiş ama anne annem, namus demiş ve diretmiş. Dedem ne kadar, işi yok, evi barkı yok,  dediyse de nenem evlilikte diretmiş.  Ben doğmuşum, ardımdan kız kardeşim ve daha sonrada, bir erkek kardeşim olarak, üç çocuk dünyaya getiren annem, ben hepsine bakamam diyerek, beni dedeme yani hayatımda en çok sevdiğim, kahrımı çeken adama göndermiş. Henüz altı yaşındayken, annemin bir başkasına kaçtığını öğrendim. Altı yaşında olmama rağmen, dedemin yüzündeki utancı görebiliyordum ve içimde hissedebiliyordum.


Annem başkasına kaçmıştı, giderken kardeşlerimi de almamış, çocukların ağlamalarına gelen komşular sayesinde, polisler gelip kardeşlerimi bir başına bulmuş. Annemin aslında asıl kaçma sebebini daha sonra öğrendik. Babam annemi satmaya kalkmış, açık bir şekilde anlatmak gerekirse, borçlandığı kişiye, borcu karım evde ödeyecek diyerek, adamı eve yollamış. Adam eve gelince annemi görmüş, annem kurtar beni demiş ve adam annemi alıp gitmişler. Bunu öğrenen amcam, babamı vurmaya gitmiş, fakat vurulan benim amcam olmuş ve babam hapse girmişti. Kardeşlerim de yurda verilmişti. Henüz altı yaşındaki bir çocuğa, cici babasının bunları anlattığını düşünün. Hiç mi utanmaz insan, hiç mi yüzü kızarmaz ama kızarmamıştı.

10.06.2014 Mehmet Halis ERDiNÇ                             hikayemizin asıl adresi www.soylerim.com

10 Haz 2014

Kutsalımıza, Bayrağımıza dokunmayın

Bir insan yaşadığı toprağın, vatanın, bayrağına nasıl el uzatır. Nasıl onu dalgalandığı yerden indirmeye çalışır. Bilmezmi bu vatanın evlatları o bayrak direğini ………….. şeref yok insanlık yok, o adama diyecek hiçbir şey yok, orda onu izleyen asker ve komutanında aslında bedelini ödemesi gerekir. Sen bizim ülkemizi korumak için oradayken, vatanın kutsal varlığına dokunanı izlersen, bedelini ödersin. 

7 Haz 2014

Link Paylaşımı


Biliyorsunuz arkadaşlar link kısaltarak para kazanma yöntemleri mevcut, tabi bu sitelerde linklerinizi kısaltıp çeşitli yerlerde paylaşarak, ve paylaşımlarınızın her tıklanması ile para kazanyorsunuz. Ama bu linkleri paylaşacak yer çok önemli, sizlerde bu sistemden para kazanmak isterseniz öncelikle paylaşım yapacağınız sistemi oluşturmalısınız. Lik paylaşımı facebookta spam olarak gösteriliyor kısaltılmış linki paylaşmaya çalıştığınızda, hemen güvenlik kodu istiyor. Güvenlik kodunu girdikten sonra paylaşıyorsunuz fakat, birkaç paylaşım sonunda uyarı ve ceza alabiliyorsunuz. Bir gurup kurdum link paylaşımı yaparak para kazanmak için, fakat paylaşımlar profillerimizin kapanmasına sebep olabilirler, bu yüzden sadece bu iş için bir blog kurdum ve blogun, içinte benim bir tane linkimi paylaştım, ve bizimle çalışmak para kazanmak için linkleri paylaşmak için yorum bölümünü kullananlar benim linkime tıklarlar sa bende onların linklerine tıklarım herkes bir birinin linkine tıklarsa, kazanç için sabit bir kazanç kapısı açılır.



Blog adresi           http://linkpaylasimlari.blogspot.com/

www.soylerim.com



internetten para kazanma yolları ile bilgilerimizi artık www.soylerim.com adresinde sizlerle paylaşıyoruz arkadaşları.

Adana'nın Issız Sokakları!!


Uyku seni hiç terk etti mi?
Dönüp dururken yatağında,
Sabahlara kadar tırnaklarınla,
Parçaladın mı Yastığı yorganı?
Gözlerini diktin mi tavana?
Gelecektir diye düşünerek,
Hayaller kurup bekledin mi?
Ya gelmeyince, seni aramayınca,
Ölesiye, gözlerini kör edercesine,
Ağladın mı?
Sen hiç geçenin zifiri karanlığında,
Odanın soğuk duvarlarına,
Yaslanıp şiirler okudun mu?
Sonra karanlığa çekilip,
Yalnızlığın kollarında uyudun mu?
Peki hiç aklına geldi mi?
Ona ait ne varsa, yaşanan güzel günleri,
Sen hiç gördün mü?
Yüreğinde ki misafirin. Hayalini,
Sadece gözlerini,
Seni seviyorum diyişini,
Her an kulaklarında duyuyormuş gibi
Hissedebildin mi?
Sen hiç eridin mi, terler gibi,
Tane, tane yaşlar döküldü mü
Vücudundan?
Hiç teselli aradın mı, hem gecenin koynunda
Hem de gündüzün kalabalığın da
Çaresizce! dolaştın mı?
Adana’nın ıssız sokaklarını,
Tenha parklarını!
Bütün şehir uykudayken,
Deli divane gibi, düştün mü?
Yollara!

Sen atılmak nedir bilir misin?
Yaşlı bir köpek, eski bir gömlek,
Kirli bir mendil gibi, hissettin mi?
terk edilmeyi, atılmayı!!!
Sen hiç takatsiz kaldın mı?
Elin, ayağın titredi mi,
Sevginin peşinde koşarken!
Sen hiç binlerce insanın için de,
Yalnız kaldın mı?
Bilir misin ki unutulmanın,
Sırtına hançer gibi saplandığını!
Hiç gururunu bir kenarda bırakıp,
Sevdiğinin ayak bastığı yeri öptün mü?
Sen çaresizliği de bilmezsin,
Hiç yoklukta görmedin,
Sen gidenin arkadasın dan,
Gözyaşı da dökmedin değil mi?
Senin gittiğin günden beri böyleyim,
Belki deli, belki de divaneyim,
Seni ölesiye sevdim diye
Her gece Haykırdım Adana Sokaklarında İsmini!
Sakın Ayıplama sevgimi!
Bırakmak geliyor dipsiz uçurumlara kendimi,
Başarısız bir asker gibi!
Bu kadar sitem ettim diye darılma,
Sakın, sakın unutma,
Her insan Sevdiği Kadar Acı çeker!


01:45   01.06.2014    Mehmet Halis ERDİNÇ

Aylık 300 bin Nap kazanın


1.000 nap 1 lira 

Arkadaşlar napolyondan müthiş bir fırsat, aylık 300.000 napa kadar puan kazanma şansı veriyorlar tam bir yıl sürecek bir kampanya arkadaşlar.  Herkes o kadar kazanacak diye bir şey yok ama mailini ne kadar çok kontrol ettiğine bakıyorlar. Kampanyalar müthiş 50.000 nap bir kerede kazanma şansı olsan yarışmalar, daha çeşitli ödüller var arkadaşlar bu kampanya evinize aylın 1000lerce lira ek gelir sağlamanızı sağlayabilir. Bence üye olun herhangi bir ücret istemiyorlar. Sadece üye olun mailinize gelen anketleri yarışmaları bitirin naplar size kazanç olarak kazanın. 




Napolyon ödeme kanıtı


Vuslat 4.bölüm Cehennem Gibi Bir Hayat

Şiddetli bir nehrin akıntısına kapılmış gibi, zamanın akıntısına kapılıp sürüklenmeye başlamıştım. Zaman bozuk bir musluktan, akan su gibi durmak bilmeden, benden haftaları, ayları hatta yılları almaya başlamıştı. 16 yaşıma girmiştim. Günlerim ev işlerini yapara, dedem ve anneannemin öğrettiği, ev hanımlığı ile geçiyordu. İşim olmadığı zamanlar da, odama kapanıyor, düşüncelere dalıyor, kimi zaman ağlıyordum. Günler sanki müebbet yemiş bir suçlu gibi, esaret içinde geçiyor sanıyordum.  Annem dedemleri Antalya’ya davet etmişlerdi, dedemler olumlu karşıladılar. Bu benimde gideceğim anlamına gidiyordu. Biraz olsun içimde gizlenen karanlığın, ışıklarla yok olacağını düşünüyordum. Ayrıca denizi, çok sevmem ve ona olan tutkum farklıydı. Biraz olsun rahatlamıştım, azda olsa içimdeki sıkıntılar geçmişti sanırım.

Yolculuk günü gelip çatmıştı. İçimde heyecan, sevinç ve hüzün gibi duyguların, karıştığı bir durumdaydım. Annemi göreceğim diye içimdeki sevinç çok büyüktü. Nihayet yola çıkmıştık, bu yolculuk benim içimdeki çaresizliği alıp götürüyordu, yolda ilerleyişimiz içimdeki dertleri arkamda bırakıp, onlardan uzaklaştığımı düşünmeme yol açıyordu. Evde kapalı kalmam yüzünden bu yolculuk benim için özgürlük gibiydi. Antalya çok güzel bir şehirdi. Her yeri faklı güzelliklerle dolu bir cennet gibi gelmişti bana, annemle üvey babam bizi karşılamıştı.  Ben sadece annemin elini öpmekle yetinmiştim, üvey babam daha çok ilgileniyordu benimle. Annemin davranışları ve bakışlarını yıllar bile ısıtamamıştı sanki, aynı soğuk davranışlar ve bakışlara maruz kalmıştım.  Antalya da günler su gibi geçiyordu. Özgürlük ve deniz zamanın hızlandırmıştı sanki! Gündüzleri sadece denizle yetinmiyor, gezip dolaşıyorduk. Geceleri ise balkonda oturup sohbet ediyorlardı. Annemin bir dost adında bir köpeği vardı. Onu kucağından indirmiyor, öpüyor, oyunlar oynayıp banyo bile yaptırıyordu. İçimde ki kıskançlığı tahmin bile edemezsiniz. Geri döneceğimiz günün sabahında, balkana çıktım, köpeği görünce dost gel dedim. Tuttum sarıldım neden diye sordum. Annem neden seni öpüp kokluyor, seni bu kadar çok seviyor peki neden beni sevmiyor. bana hiç sarılmadı, hiç öpmedi demiştim. Neden bana da biraz ilgi göstermiyor diye ağlamaya başlamıştım, sesimi duymasınlar diye, yüzümü ellerimi kapatmıştım. Başımı çevirdiğimde annemin, balkon kapısında durduğunu fark ettim. Benim söylediklerimin hepsini duymuştu, ben belki sarılacak diye beklerken,

-          Annem git elini yüzünü yıka, sonrada sofrayı hazırla dedi. Sonra dostu kucağına alıp, öpüp koklamaya başladı.
Yine içimde bir burukluk ile banyoya doğru koştum. Elimi yüzümü yıkadım, sofrayı hazırladım,  kahvaltıdan sonra şehri son defa gezmek için, dışarı çıkmak için hazırlandık annem saçlarını tarıyordu, öyle güzel, ipek gibi saçları vardı.  Tarağa takılan saçlarını atmamı söyledi. Kıyamadım, atamadım toplayıp öpüp oklayıp, cebime koydum.  Önce denize gittik, sonra biraz şehri dolaşıp, akşamüzeri eve geldik. Son hazırlıkları tamamlayıp yola çıkmak için hazırlıklar bitince. Annem beni kenara çekti, artık 16 yaşındasın, evlenecek yaştasın, hayırlı bir kısmet çıkar yuvanı kurarsın dedi. Son nasihatlerini de verip anneanneme döndü. Anneannemi tembihliyordu, artık göze görünen genç kız gözünüz üzerinde olsun, dikkat edin akılı olsun diyerek tembihledi. Otogara vardık ve otobüse bindik. Artık dönüş yolundaydık, yine aynı cehennem hayatına doğru yola çıkmıştık. Aslında yine kaderin hakkımda çok büyük bir karar aldığından. Başıma açacağım en büyük hatalarımdan birine doğru yola çıkıyormuşum meğer…..


 13.06.2014         Mehmet Halis ERDiNÇ       Hikayenin asıl Adresi www.soylerim.com

Vuslat 3. bölüm Okumak Haram


Dedemin ve nenemin hayalime ulaşacağım yoldaki, başarılarımdan dolayı mutlu olduklarını hatta gururlandıklarını gördüğümde, daha çok sevinmiştim. Benim gibi onlarda, işlerin bu şekilde ilerlemesinden mutlu olup, çok sevinmişlerdi. Fakat annem hiç sevinmemişti, duyduğu günün sabahında, bitivermişti dedemlerde.  Onu görünce ne kadar sevinmiştim, öyle çok özlemiştim ki, sarılıp koklamak istiyordum. Ama annem öyle değildi, yüzüme bile bakmadı, direk konuya girmek istercesine, kız kısmı okumaz ne lisesi dedi. Bütün dünyam yıkılmıştı, ne diyebilirdim ki, zaten elimden geldikçe direttim, karşı geldim okuyacağım, hatta hemşire olacağım demiştim. Hayır dedi olmaz dedi ve anneannemle konuşmaya başladı, okumasın sana yardımcı olsun, sen yaşlandın anne dedi, bilmiyorum ne olduğunu ama birden nenem de hemen destekledi onu. Artık nenem de benim okumamı değil, ev işlerinde ona yardımcı olmamı istiyordu. Ne yapabilirim ki büyüklerim karşı çıkmaya başlamıştı. Tek umudum dedem di, onun beni destekleyeceğini, okula gidip hayalimi gerçekleştirmemi istediğini düşünüyordum.  Annem ben senin okulunla uğraşamam diye diretiyordu. Sanki yıllardır o beni okutuyor gibi, çıkışmaya başlamıştı. Korku artık yüreğimin her yerini kaplıyordu. Ya dedemde anneme hak verirde okuluma gidemezsem diye, bedenim titriyordu, kader yine başkalarına benim hakkımda karar verme yetkisini veriyordu.

Bir süre sonra annem tekrar geldi, dedemle konuşmaya gelmiş yine iki yabancı gibiydik, ne konuştuk nede bakıştık, ben yine yıkılmış bir halde ona bakıyordum. Dedemle konuşmaya başladılar. Kulak misafiri oldum. Annem dedeme, Vuslat evlenecek dedi. hali vakti yerinde biri var dedi, evlendirelim dizini kırıp, evinde otursun diye söylüyordu. Artık korku değil, tamamen yıkılmış, çaresizliğim her damarımdan beynime doğru akıyordu sanki. Henüz 14 yaşındaydım ne evliliği ben okuyacaktım.  Daha evliliğin bile ne olduğunu bilmezken, beni evlendirmeyi düşünüyorlardı. İstemiyordum ve olmaz dedim evlenmek istemiyorum evlenmem asla, annemin karşısına çıkmamı onlarda beklemiyorlardı, fakat bunu saygısızlık olarak algılayan, annem tarafından, şiddete maruz kaldım. Ne kadar direndiysem olmadı, kafasına koymuştu.

Annem – Yarın gelecekler ve sen razı olacaksın dedi.
Dedeme yalvardım,  benim gücüm yetmez dedi. O senin annen, belki de mutlu olacaksın diyerek beni sakinleştirmeye çalıştı. O gece zindan olmuştu bana.  Ertesi sabah üvey babam gelip benimle konuşmak istediğini söyledi.

Üvey babam- bak seni bu işten kurtaracağım. Seninle bir anlaşma yapalım dedi ve devam etti. Bir şartım var ama. Sen görücüler gelince, çık normal şekilde ne gerekiyorsa yap, ben çocuğu tanıyorum, kendisi ile konuşacağım. Sonra seni beğenmediğini söyleyerek, istemeyecekler, annen buna bir çözüm bulamaz. Böylece kurtulmuş olacaksın dedi. Peki şartın ne dedim. Okumayacaksın dedi, iş bittikten sonra okumaya karar verir, anlaşmayı bozarsan, evlenmen için elimden geleni yaparım diyerek beni tehdit etmişti. Bende peki dedim, evlenmez isem bir umudum olabilir. Ama evlenirsem hiçbir umudum  kalmaz dedim kendime. Üvey babamın dediği gibi oldu, benimle anlaşamayacağını söyleyip, istemekten vazgeçtiler. Annem bu olaya, çok fazla sinirlenmiş hatta üvey babamla bir, birlerine bile girmişlerdi.  Olayın böyle bitmesine çok sevinmiştim ama içimde bir burukluk vardı. Annem geldiği gibi geri gitmişti. Biraz da olsa rahatlamıştım. Hemen dedemle konuşmaya gittim. Dede okumak istiyorum diye yalvardım, annem burada yok görmez ne olur okumama izin verim dedim. Olmaz ben yalan söyleyemem, otur evinde namusunu koru, baban yok, anan yok dünyanın bin bir türlü hali var diyerek çıkıştı.


Kabullenmiştim artık elimden hiçbir şey gelmez diye, durumu en yakın arkadaşımla paylaştım. O bana şikayet etmemi hatta, devletin bana sahip çıkacağını söyledi. Onlara da gereken cezayı verirler diye tembihledi. Olmaz dedim, dedemi, annemi nasıl şikayet ederim, ne kadar kötü olsa da annem sonuçta. Hem dedem büyüttü beni, o kadar emek harcadı, bazen benimle ağlayıp, bazen de güldü, bu yapacağım şey hainliktir dedim.  Sonra nasıl yüzlerine bakarım diye içinden geçirmiştim. Bu hayatımda yaptığım ilk hataydı. Başkalarının hayatım hakkında kararlar almasına izin vermiştim. Gerçi yapacak bir şey de yoktu çünkü onlar, benim büyüklerim ve ailemdi. Ama kader bununla yetinmeyip, benim için daha kötü planları vardı. Ben o planların ne olduğunu bilmiyordum. Korku dolu zamanlarla birlikte geçen günler içinde yeni bir haber beni tekrar yaralamıştı…..


12.06.2014           Mehmet Halis ERDiNÇ                         hikayemizin asıl adresi www.soylerim.com

vuslat 2. bölüm Okul Yıllarım

Aslında annemin yada üvey babamın, anlattıkları benim için, pek fazla bir önem taşımıyordu, henüz altı yaşında bir çocuktum, artık babamın olmayacağını bile anlayamamış, mahzun bir çocuk vardı karşılarında. O yaşımda anlayamadığım gibi, hala bir annenin evlatlarından vazgeçmesini anlayamadım. Neyse konumuza devam edelim. Artık annemi senede bir yada iki kez görebiliyordum.  Zaman benim için hem anaya, hem de babaya hasret geçiyordu. Annem beni ayda bir defa ararsa, arardı. Yani bir annenin evladına yapacağı, annelik bu mu?

Babamın adı artık dedemlerin evinde tabu olmuştu, kimse bahsedemez, hatta anamazdı. Benim ağzımdan baba kelimesi çıkınca, kızar ve tekrar bahsetmemem için tembihlerlerdi. 6 yaşıma kadar sadece babamı bir defa gördüm, hayal meyal hatırlayabiliyorum, belki de tam hatırlayamıyor, gençlik yıllarından kalma bir resmi ile hayaller kuruyordum. Geceleri ağlıyor, hep içimdekileri resmine anlatıyordum. Artık okul çağım gelmişti. Dedem beni okula yazdırdı. Hem okula yazılmam dedemin içini biraz olsun, rahatlatmıştı. Okulda edineceğim arkadaşlarım ve öğretmenlerimin, bana anne ve babamın yokluğunu biraz da olsa azaltacağını düşünüyordu. Okula dedemle gider ve geri dönerdik. İlk okul yıllarım biraz hüzün ve biraz sevinçle geçiyordu. Ben çocukluğun verdiği bir tasasızlıkla okula gidip geliyordum, ne annemi, nede babamı unutmadım elbette ama azda olsa, onların yokluğunu okulda çocuklar sormadıkça aklıma getirmemeye çalışıyordum. Okulda olduğumuz bir gün, bir arkadaşım rahatsızlandı, annesini aradılar, annesi geldi ve çocuğuna sarılıp onu teselli etmeye çalışıyordu. Ona bir tanem, canım kızım demesi, beni daha önce bilmediğim bir acıyla sarstı. Ben annemin yokluğunu o gün, tüm bedenimde hissettim. Arkadaşımı ne kadar kıskandığımı bile bilmiyordum. Herkes onların başında, izlerken anne ve kızını, ben sınıfa koşup, kıskançlığım verdiği hüznü gözyaşlarımla boşaltmaya başladım. Sınıfa gelen öğretmenim benim ağladığımı görünce sordu, ne oldu vuslat sana  diye. Tam anlatmak istediğim zaman arkadaşlarımda gelip ağladığımı gördüler.  Arkadaşlarımın meraklı bakışları ve soruları karşısında başımı kollarımın arasında, sıraya koydum. Belki utandım, belki de tıkanmıştım. Çektiğim zorluğu gören öğretmenim, kolumdan tutup, beni müdürün odasına götürdü. Müdürle beraber tatlı bir dille, bana ne olduğunu soruyorlardı. Dökülen gözyaşlarımla beraber dudaklarımdan döküldü, içimdeki isyan. Öğretmenim belki ölürsem, annemde gelip bana sarılır, belki de beni de ağlamamam ve rahat olmam için beni teselli ederdi. Herkesin kardeşi, annesi ve babası var, benim neden yok diye çıkmıştı cümleler dilimden. Bu söylediklerimden başka bir şey  söyleyemedim. Gözyaşlarım beni hızlı bir şekilde terk ediyor, durmak bilmiyorlardı. Öğretmenim, bak kızım hayat seni seviyor dedi. Eğer hayat seni sevmezseydi, ben arkadaşların, deden, olmazdık değil mi diye beni teselli etmeye çalıştı. Öğretmenimden duyduğum bu sözler ve sevgi beni birazda olsa teselli etmiş ve ağlamayı durdurmuştu.

İlk okul yıllarım, sorunlu geçti. Orta okul yıllarımda ise yalnızlığı seçmiş, kendime koyduğum hedefi yakalamak için, çok sıkı bir şekilde çalışıyordum. Ne kimseyle konuşuyor, nede oyunlarına katılıyordum. Bulduğum her fırsatta, derslerime çalışıyor ve hemşire olmak için elimden gelenin, fazlasını yapmaya çalışıyordum. Artık okuyup hemşire olmak benim hayatımın, tek anlamıydı. Kararlıydım olacaktım. Bu kararlılığım sayesinde. Ortaokulun bitiminde Anadolu lisesi sınavını kazanmıştım. Artık bir engelin kalmadığına, sıkı çalışmayla hedefime çok yakın olduğuma inanıyordum. Çok mutluyum artık, hemşirelik kesin diyordum. Tabi ki annemden o darbe gelinceye kadar…


11.06.2014    Mehmet Halis ERDiNÇ                         hikayemizin asıl adresi www.soylerim.com

VUSLAT BAŞLANGIÇ

Bir insan neden gelir bu dünyaya, belli bir hayatı yaşayıp, mutlu olmaya, güzel bir dünya kurmak için mi? Yoksa aileden ve dışarıdaki insanların, yönlendirdiği bir hayat için mi? Ben olması gerekeni değil, insanların kararını verdikleri, bir hayatı yaşadım. Kader bana değil, hep başkalarının hayatım hakkında karar almasına izin vermiş.

Bu hayatın kötü yaşanmasının, en büyük suçlusu annemdir. Babamın da suçu ne kadar büyük olsa da, annemin suçu daha çok. Babam ve annem birbirlerini çok sevmişler. Buluştuklarında, babam annemi bırakmamış. Uzun bir süre ortaya çıkmamışlar. Geri döndüklerinde, dedem yinede olmaz demiş ama anne annem, namus demiş ve diretmiş. Dedem ne kadar, işi yok, evi barkı yok,  dediyse de nenem evlilikte diretmiş.  Ben doğmuşum, ardımdan kız kardeşim ve daha sonrada, bir erkek kardeşim olarak, üç çocuk dünyaya getiren annem, ben hepsine bakamam diyerek, beni dedeme yani hayatımda en çok sevdiğim, kahrımı çeken adama göndermiş. Henüz altı yaşındayken, annemin bir başkasına kaçtığını öğrendim. Altı yaşında olmama rağmen, dedemin yüzündeki utancı görebiliyordum ve içimde hissedebiliyordum.


Annem başkasına kaçmıştı, giderken kardeşlerimi de almamış, çocukların ağlamalarına gelen komşular sayesinde, polisler gelip kardeşlerimi bir başına bulmuş. Annemin aslında asıl kaçma sebebini daha sonra öğrendik. Babam annemi satmaya kalkmış, açık bir şekilde anlatmak gerekirse, borçlandığı kişiye, borcu karım evde ödeyecek diyerek, adamı eve yollamış. Adam eve gelince annemi görmüş, annem kurtar beni demiş ve adam annemi alıp gitmişler. Bunu öğrenen amcam, babamı vurmaya gitmiş, fakat vurulan benim amcam olmuş ve babam hapse girmişti. Kardeşlerim de yurda verilmişti. Henüz altı yaşındaki bir çocuğa, cici babasının bunları anlattığını düşünün. Hiç mi utanmaz insan, hiç mi yüzü kızarmaz ama kızarmamıştı.

10.06.2014 Mehmet Halis ERDiNÇ                             hikayemizin asıl adresi www.soylerim.com

Kutsalımıza, Bayrağımıza dokunmayın

Bir insan yaşadığı toprağın, vatanın, bayrağına nasıl el uzatır. Nasıl onu dalgalandığı yerden indirmeye çalışır. Bilmezmi bu vatanın evlatları o bayrak direğini ………….. şeref yok insanlık yok, o adama diyecek hiçbir şey yok, orda onu izleyen asker ve komutanında aslında bedelini ödemesi gerekir. Sen bizim ülkemizi korumak için oradayken, vatanın kutsal varlığına dokunanı izlersen, bedelini ödersin. 

Link Paylaşımı


Biliyorsunuz arkadaşlar link kısaltarak para kazanma yöntemleri mevcut, tabi bu sitelerde linklerinizi kısaltıp çeşitli yerlerde paylaşarak, ve paylaşımlarınızın her tıklanması ile para kazanyorsunuz. Ama bu linkleri paylaşacak yer çok önemli, sizlerde bu sistemden para kazanmak isterseniz öncelikle paylaşım yapacağınız sistemi oluşturmalısınız. Lik paylaşımı facebookta spam olarak gösteriliyor kısaltılmış linki paylaşmaya çalıştığınızda, hemen güvenlik kodu istiyor. Güvenlik kodunu girdikten sonra paylaşıyorsunuz fakat, birkaç paylaşım sonunda uyarı ve ceza alabiliyorsunuz. Bir gurup kurdum link paylaşımı yaparak para kazanmak için, fakat paylaşımlar profillerimizin kapanmasına sebep olabilirler, bu yüzden sadece bu iş için bir blog kurdum ve blogun, içinte benim bir tane linkimi paylaştım, ve bizimle çalışmak para kazanmak için linkleri paylaşmak için yorum bölümünü kullananlar benim linkime tıklarlar sa bende onların linklerine tıklarım herkes bir birinin linkine tıklarsa, kazanç için sabit bir kazanç kapısı açılır.



Blog adresi           http://linkpaylasimlari.blogspot.com/

www.soylerim.com



internetten para kazanma yolları ile bilgilerimizi artık www.soylerim.com adresinde sizlerle paylaşıyoruz arkadaşları.

Adana'nın Issız Sokakları!!


Uyku seni hiç terk etti mi?
Dönüp dururken yatağında,
Sabahlara kadar tırnaklarınla,
Parçaladın mı Yastığı yorganı?
Gözlerini diktin mi tavana?
Gelecektir diye düşünerek,
Hayaller kurup bekledin mi?
Ya gelmeyince, seni aramayınca,
Ölesiye, gözlerini kör edercesine,
Ağladın mı?
Sen hiç geçenin zifiri karanlığında,
Odanın soğuk duvarlarına,
Yaslanıp şiirler okudun mu?
Sonra karanlığa çekilip,
Yalnızlığın kollarında uyudun mu?
Peki hiç aklına geldi mi?
Ona ait ne varsa, yaşanan güzel günleri,
Sen hiç gördün mü?
Yüreğinde ki misafirin. Hayalini,
Sadece gözlerini,
Seni seviyorum diyişini,
Her an kulaklarında duyuyormuş gibi
Hissedebildin mi?
Sen hiç eridin mi, terler gibi,
Tane, tane yaşlar döküldü mü
Vücudundan?
Hiç teselli aradın mı, hem gecenin koynunda
Hem de gündüzün kalabalığın da
Çaresizce! dolaştın mı?
Adana’nın ıssız sokaklarını,
Tenha parklarını!
Bütün şehir uykudayken,
Deli divane gibi, düştün mü?
Yollara!

Sen atılmak nedir bilir misin?
Yaşlı bir köpek, eski bir gömlek,
Kirli bir mendil gibi, hissettin mi?
terk edilmeyi, atılmayı!!!
Sen hiç takatsiz kaldın mı?
Elin, ayağın titredi mi,
Sevginin peşinde koşarken!
Sen hiç binlerce insanın için de,
Yalnız kaldın mı?
Bilir misin ki unutulmanın,
Sırtına hançer gibi saplandığını!
Hiç gururunu bir kenarda bırakıp,
Sevdiğinin ayak bastığı yeri öptün mü?
Sen çaresizliği de bilmezsin,
Hiç yoklukta görmedin,
Sen gidenin arkadasın dan,
Gözyaşı da dökmedin değil mi?
Senin gittiğin günden beri böyleyim,
Belki deli, belki de divaneyim,
Seni ölesiye sevdim diye
Her gece Haykırdım Adana Sokaklarında İsmini!
Sakın Ayıplama sevgimi!
Bırakmak geliyor dipsiz uçurumlara kendimi,
Başarısız bir asker gibi!
Bu kadar sitem ettim diye darılma,
Sakın, sakın unutma,
Her insan Sevdiği Kadar Acı çeker!


01:45   01.06.2014    Mehmet Halis ERDİNÇ